29 Haziran 2010 Salı
Sancılı günler
Doktorumuzla son randevumuz moral bozucu olsa da takipte çekilen NSTler neşemizi geri getirdi. Bizim bebek bir alem, birgün kalbi 180lerde atıyor ve doktorumuzdan bu çocukla işiniz var yorumunu alıyor, ertesi gün kalbi 140lara düşünce bugün usluymuş gibi ihtiyatlı bir yaklaşıma maruz kalıyor. Benim bu duruma yorumum şöyle, bence haftanın tek günleri yaramaz, çift günleri uslu duracak...Bu arada evde de bir telaş var, temizlik bir yandan yemekler bir yandan...ve tabii hepimizin korkulu rüyası, KRAFT OYUN PARKI...bilen bilir, kurması bir dert sökmesi bir dert ama onun da üstesinden geldim. Gözde'nin fonksiyonelliği iyice azaldı, daha çok yatıyor tüm ısrarlara rağmen ev işlerine yardım ediyor. Arada bir ciddi kasılmalar olsa da 39. haftanın bitiminde sezaryenle doğacak gibi benim kızım. Biraz stresten biraz heyecandan şimdiden uykusuz bıraktın bizi kızım.
25 Haziran 2010 Cuma
Nanik atak
Bugün nöbet ertesiydim, sabah geç kalkıp güzel bir kahvaltı yapma şansım vardı, mutluydum. Planlarımıza göre kahvaltıdan sonra rutin kontrole gidecek, bir NST çektirip dolaşacaktık. Ancak olaylar öyle gelişmedi, NST'si elinde odadan çıkan Gözde'min gözleri doluydu ve üniversiteye gitmemiz gerektiğini söyledi. Doktorumuz NST'ye göre doğumun erken olabileceğini ve çocuğun yoğun bakım şartları altında takip edilmesi gerekebileceğini söylemişti. Gözde'nin ağlamaları eşliğinde son sürat üniversiteye gittik, bir yandan aklımdan sayısız düşünceler geçiyordu. Bugün doğum mu olacaktı, doğuma hocanın girmesini sağlamak gerekiyordu, bebeğin sağlık durumu ne olurdu? Neyse ki Ali Çetin Hocamız içimizi ferahlattı, erken doğun söz konusu değildi, ancak günlük NST çekilerek takip edilecekti. Doğum da 1 hafta öne alınsa daha iyi olurdu. Sevindirici haberler Gözde'yi pek de tatmin etmedi ve tekrar doktorumuza döndük. Hoca'nın görüşlerini söyleyince onun da içi rahatladı, NST'yi tekrarladık. Ancak eşimin paniği hala devam ediyordu, son NST'yi de doktorumuza gösterip içimi rahatlattıktan sonra sıra eşimi rahatlatmaya gelmişti. Sürekli doktorumuzun ve Ali Hoca'nın bize dediklerini teyit ettiriyordu, ben de sürekli tekrarlıyordum. Eşim tüm çabalarıma rağmen gel-gitler halinde kısa panik ataklar yaşıyordu. Oysa sadece kızımız bize nanik yapmıştı, eşimin yaşadığı ise sadece nanik ataktı...
12 Haziran 2010 Cumartesi
Baba olmadan Babalar Günü kutlamak üzerine

Baba olmaya sayılı günler kala Babalar Günü'nü kutluyorum bugün. Popüler kültür ve endüstri Anneler Günü'nü artık ne kadar dayatıp sömürdüyse, siz hesap edin, Babalar Günü'ne ilgi pek yok. Bir tek babam olsun bana birşey olmaz diye bir reklam bile çekmeye tenezzül etmediklerine göre annelerden sağlanan rant iyi hala. Babalar unutulmuş, babalar garip, babalar gölgede bırakılmış, babalar korku nesnesi olmaya zorlanmış...Gelin babalar, babalara gelmeyelim ve günümüzü coşkuyla kutlayalım.
10 Haziran 2010 Perşembe
Yorucu günler ve Maksim Gorki'den "Ekmeğimi kazanırken"
Başlık çok açık aslında, işler çok yoğun. Dün işe başlayalı en stresli günümü geçirdim diyebilirim. Uzman olarak açlışmanın zorluklarından birisi de hastanızla ilgili herşeyeden sorumlu olmanız, her türlü sorunda direkt size ulaşılması. Tabii birilerine stent takarken sürekli aranıp kötü haberler almak hoş olmuyor. Riskli vakalardan kaçınalım derken dün yine birtanesine bulaşmış olduk, üstelik de 2. sefer...dün gece 23:00 sularında eve dönebildim, bu temponun doğuma doğru düşmesi gerek.
1 Haziran 2010 Salı
Sona doğru

Uzun, çok uzun süredir yazamyorum. Sebep aramak gereksiz ama en önemlisinin bilgisayarın başına rahat rahat oturamamak olduğunu söylemeliyim. Evet, haftalar geçti, bebk büyüdü. Gözde fazla kilo almadı, karnında koca bir şişlik, artık bebeğin hareketleri ve uzuvları karnından görülür elle anlaşılabiliyor. 15 gün kadar önce şiddetli ishal ve bulantı nedeniyle sıvı kaybı oluştu. Doktorumuz birkaç saat hastaneye yatırıp 2 litre kadar serum verince bizimki toparlandı. Erken doğum olmasından korkmuştuk, bu tür sıvı kayıpları doğumu başlatabiliyormuş. Sonrasında günlerimiz gayet güzel geçti. Kayınvalidem ve annemgil sırayla gidip geldiler. Yemek, ev işi yükü biraz üzerinden kalkınca Gözde de kilo almaya başladı. Benim iş tempom tam gaz devam ediyor, işten eve evden işe rutinini mayıs ayında bir kez olsun bozup Duba'ye kaçabildim. iki günlük kısa ve anlamsız yolculuğa çıkmamın yegane sebebi beğendiğim cep telefonunu almaktı. Alışveriş için gittiğiniz bir ülkede dönüş yolculuğuna çıkmadan son gün alışverişe çıkmak çok kötü. Dubai için söylenecek aslında fazla birşey yok. Sanki 50 yıl sonrasında geziyorsunuz, şehir planlaması, binaların mimari özellikleri, otoyollar, yapay körfezler...gerçekten mimari açıdan en ileri düzeye gelmişler. Yollarda büyük Amerikan ve Japon cipleri ya da jipleri cirit atıyor. çölde çıktığınız safaride 20-30 yıl önce deveyle gezen adamların bugün jiplerle değme off-road'culara taş çıkaracak kadar güzel manevralar yaptığına şahit oluyorsunuz. Nereye baksanız orijinal görünümlü bir gökdelen, hemen yanında bir tane daha yapılıyor, şantiyeler falan...Her taraf gökdelen desem de,Arap soylularının saraylarını da görebiliyorsunuz. Dubai'de dünyanın her yerinden çiçek ve ağaç görebilirsiniz, hepsi de dışarıdan getirtilip uygun yerlere dikilmemiş, yapıştırılmış. Güneşten yandıkça ve çürüdükçe yerine yenisi "yapıştırılıyor". Acayip bir yer işte...Şurda doğum akaldı 5-6 hafta, arada Dubai'yi de görmüş olduk. Yandaki fotoğrafta arapların en çok önem verdiği hayvanlardan şahini görüyorsunuz.
11 Nisan 2010 Pazar
28. hafta
Hayatımız yavaş yavaş hamileliğin getirdiği düzene alışırken bebeiğimiz de büyümeye ve tekmelemeye başladı. Tekmelemeler önce sadece hissediliyordu, sonra görünür oldu bu akşam itibariyle annesinin kolunu karnından kaldıracak kadar kuvvetlendi. Neyse ki bugünleri düşünerek kameramı almıştım ve bu sayede kızımın tekmelerini ölümsüzleştirdim. Günler geçiyor derken, bebek alışverişlerinde de sona yaklaşıyoruz. Onbeş gün kadar önce Samsun'a gittiğimizde park yatağımız aldık, ancak kurmak kaldırmak uzun sürdüğünden eve gelince hemen bir kenara koyduk. Tabii beklenen gün geldi ve Gözde'nin "Yav bir kuralım bakalım nasıl olacak" demesini takiben kayınpederle zorlu bir işe giriştik. Çabalarımız sonuç verdi ve dükkanda görevlinin 5 dakikada kurduğu yatağı 1 saat gibi bir süre içinde kurabildik. Ama en azından tekrar sökmemiz 1 saatten kısa sürdü.
4 Mart 2010 Perşembe
Deşifre
Ultra gizli bebek günlükleri, darbe günlüklerine döndü...Sevdiceğimin moralinin bozuk olduğu bir anda maalesef günlüklerin mevcudiyeti bilinir oldu. Olsun, zaten zamanı gelince bilinecekti. Herneyse, yine yazamadım...Onbeş gün önce Kayseri'ye binbir güçlükle randevu alıp gittik ve "ayrıntılı" ultrasonumuzu yaptırdık. Doktorumuz gebeliğin başından beri bize dayatıp duruyordu, artık beynimiz yıkandığı için 20. hafta olduğunda otomatiman elimiz telefona gitti ve randevu aldık. Yapılan ultrasonda sorun çıkmadı, 1 adet de fotoğrafını verdiler bize. İlk bakışta annesine benzetsem de, güneş balçıla sıvanamadı ve ızımın çenesinin ve burnunun ayı ben olduğu ortaya çıktı. Tabii doktor kontrolünün yanı sıra Kayseri Park ve İpek Saray'a da kontrole gittik. Sağolsunlar, kontrolleri aksatmamıza rağmen paramızı yine de aldılar.Kayseri gezisinin en güzel yanı aradığım kamerayı bulup almış olmam ve Macide adlı kafede ettiğimiz enfes kahvaltıydı. ayseri dönüşü 40 derece ateşle pazar günümü yatakta geçirdiğimi de eklemezsem olmaz. Gözde bana serum taktı, damardan ateş düşürücü yaptı...kötü bir gündü. Ahh, bir de hamilelik kadına zor derler.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)